“Göç bugün bütün insanlık için bir vicdan sınavı haline gelmiştir”

14 Aralık 2021

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selim Argun, düzensiz göç hareketlerinin günümüz dünyasının en önemli problemlerinden birisi haline geldiğini ifade ederek, “Küresel boyutlu olan göç bugün bütün insanlık için bir vicdan sınavı haline gelmiştir. Her türlü imkan ve kaynağa rağmen maalesef insanoğlu bu vicdan sınavında imtihanı kaybetmek üzeredir” dedi.

Doç. Dr. Argun, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından genel merkez konferans salonunda bu yıl 7.’si gerçekleştirilen “İslam Dünyasında Hicret Kavramı Çerçevesinde Göç ve İltica” konulu Uluslararası Öğrenci Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada, insanlık tarihi boyunca en kadim gerçeklerden birisinin göç olduğunu söyledi.

İnsanoğlunun ekonomik, kültürel ve inanca dayalı sebeplerin yanı sıra doğal afetler gibi nedenler sonrasında ait olduğu coğrafyadan başka bir mekana taşınmasının göç olarak tanımlanabileceğini ifade eden Argun, tarih boyunca medeniyetlerin şekillenmesindeki en önemli etkenlerin başında da göçlerin geldiğini vurguladı.

Sadece geçmişte değil günümüzde de uluslararası ilişkilerde göç ve diaspora politikalarının ülkelerin dış politikalarında en önemli kozlarından birisi haline geldiğine dikkati çeken Argun, “Göç ve diaspora hadisesi hiçbirimizin göz ardı edemeyeceği önemli bir hadisedir. Aslında insanın serüveni cennetten dünyaya göçle başlamıştır. Yola revan olanlar için her göç onurlu ve güvenli bir hayatı yaşamak için yeni bir ufuk olarak doğar. Ama eğer söz konusu yolculuk alemlerin rabbine iman etmenin bir gereği olarak mümince bir hayatı daha rahat yaşamak amacıyla yapılırsa bu göç hicret olur. Bu anlamda hicret bir zorunluluk halini alırsa ardına bakmadan gitmek kulların Allah’a karşı bir sorumluluğu olur. İmani ve itikadi açıdan Allah’ın dinini yaşamak bir coğrafyada mümkün olmuyorsa göç bir tercih değil zorunluluk haline geliyor” diye konuştu.

Göçün aslında bireyler için doğuştan gelen bir insan hakkı olduğunu belirten Argun, her bir bireyin doğduğu bir mekandan farklı bir mekanda yaşamayı tercih edebileceğini, bu açıdan bakıldığı zaman göçmen karşıtlığının bireye, insana yapılmış aykırı bir davranış biçimi olduğunu ifade etti.

“İslam coğrafyası acının, hüznün, göçün merkezi haline gelmiştir”

Göçü önlemenin mümkün olmadığına işaret eden Argun, şunları kaydetti:

“Göçü önlemeye çalışmak yerine düzenlemeye çalışmak gerekmektedir. Göç idareleri, göçmen bakanlıkları bu yüzden kurulmuştur. Ancak bu düzenlemeleri güvenlikçi bir perspektifle değil insan odaklı ve insani merkezden hareketle yapılması gerekmektedir. Bugün dünyamızın daha adil, daha insani göç yönetimi ve düzenlemelerine ihtiyacı vardır. Düzensiz göç hareketleri günümüz dünyasının en önemli problemleri haline gelmiştir. Trajedi yaşanmaktadır. Küresel boyutlu olan göç bugün bütün insanlık için bir vicdan sınavı haline gelmiştir. Her türlü imkan ve kaynağa rağmen maalesef insanoğlu bu vicdan sınavında imtihanı kaybetmek üzeredir. Ama daha da üzücü olanı ise asırlar boyunca mazlumların umudu, çaresizlerin ışığı-sığınağı, insanların ve insanlığın, barış, eman yurdu olan İslam coğrafyası maalesef iç çatışmalar, savaşlar, dış müdahalelerle tahrip edilerek acının ve hüznün, göçün merkezi haline gelmiş olmasıdır.”

Göçün, basit bir demografik değişiklik, karşılaşılan ekonomik zorluklar ve üretim şekillerinin değişmesinden ibaret olarak görülmemesi gerektiğini dile getiren Argun, göç neticesinde insanların hayatında büyük değişikliklerin çok kısa süre içinde meydana gelebildiğini söyledi.

“Dünyada her bir dakikada 24 kişi evini terk etmektedir”

Göçlerin kuşak çatışmalarına değer erozyonuna ve manevi çalkantılara sebebiyet verdiğini ifade eden Argun, diaspora toplumlarında dini kimlik, çok kültürlülük, İslam ve Müslümanlığın kamusal alanda kabulü gibi birçok devası sorunu da beraberinde getirdiğini dile getirdi.

Göç sonucu ekonomik gereksinimler nedeniyle aile bireylerinin tamamının iş hayatına atılmak zorunda kalmasıyla birlikte kadının annelik rolünün göçmen ailelerde zayıfladığının görüldüğünü belirten Argun, “Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre dünyada her bir dakikada 24 kişi evini terk etmektedir. Dünyada her 100 kişiden 4’ü göçmendir. 200’ü aşan devlet sayısında şayet dünyada doğduğu yeri terk ederek göçmen haline gelen insanlar bir bayrak altında toplanmış olsalardı bu 200 ülke içinde dünyanın 21. en kalabalık ülkesi bir göçmen ülkesi olacaktı. Göçün başladığı kaynak ülkeler ve göçün son bulduğu hedef ülkeler açısından göç olgusu dünyada çok büyük bir coğrafyayı etkisi altına almaktadır. Siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal boyutlarıyla dünya politikalarında bugün göç politikası belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Müslümanlara bu noktada düşen büyük bir sorumluluk varıdır.” şeklinde konuştu.

Kur’an-ı Kerim’de; “Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, şirkten uzak durun, anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın-uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlene kimseyi asla sevmez” mealinde ayeti kerime olduğuna dikkati çeken Argun, “Bu ayeti kerime anne babaya iyiliği, akrabaya yardımı emir buyuruyor. Aynı zamanda Müslümanların bu ayeti kerimeden çıkarması gereken en önemli sorumluluk, ülkemize gelen göçmenlere, bizim ülkelerimiz hicret etmek zorunda kalan kardeşlerimize mutlaka yardı eli uzatmamız gerektiği şeklinde olmalıdır.” dedi.

İslam medeniyetinin bir göç ve hicret medeniyeti olduğunu, tarihte büyük medeniyetlerin her zaman için büyük göçlerden sonra kurulduğunu ve Medine İslam Devleti’nin de Mekke’den Medine’ye hicret sonrası kurulduğunu ifade eden Argun, “İslam Mekke’de doğmuş bir dindir. Medine’ye intikal etmen önce Afrika’ya gitmiştir. O yüzden bizim literatürümüzde Afrika Müslüman bir kıta olarak ifade edilir. Bir hicretin akabinde İslam Afrika’ya ulaşmıştır. Bugün Afrika’nın yüzde 57’si Müslümandır. Ama 100 yıl önce bu oranın yüzde 85 olduğunu görüyoruz. 100 yıllık misyonerlik faaliyeti sonucu Müslüman oranı yüzde 57’lere düşmüş. Birisi de İslam davetçiliği usul ve esasları konusunda beşeri kaynağımızı yetiştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

“Göç bir erozyondur”

Dünyanın farklı ülkelerinden Türkiye’ye eğitim görmek için gelen uluslararası öğrencilere tavsiyelerde bulunan Argun, “Öğrenci kardeşlerimiz bulundukları ülkelere döndükleri zaman göç ve diaspora çalışmalarına ağırlık versinler, kendilerini bu alanda geliştirsinler. Akademik kariyerlerinde göç, diaspora ve iltica çalışmalarına önem versin, dillerini geliştirsinler. Milyonlarca göçmenle ilgilenen Türkiye’de gönüllük esasıyla zor durumda olan bu insanlara yardım etsinler.

Akademik çalışmanın yanı sıra sahaya inerek tecrübe kazanmak gerekiyor. Hem üniversite okurken hem de gönüllülük faaliyetleriyle mülteci kardeşlerimize yardımcı olabilirsiniz. Göç erozyondur. Bir ülkede göç varsa o ülkenin elit insanları, iyi yetişmiş insanları, iyi ve saygın meslek sahipleri o ülkeyi terk ediyorsa erozyon var demektir. Nasıl ki toprak erozyonu sonrasında kıtlık, kuraklık gibi durumlar yaşanıyorsa benzer bir durum o ülkenin milli akademik entelektüel hayatında olacak demektir.” İfadelerine yer verdi.

Sempozyumun açılışına Yurtdışı Türkler ve Akrabalar Topluluğu Başkan Yardımcısı Abdulhadi Turus, Medipol Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Abdurrahman Çetin ve uluslararası öğrenciler katıldı.

3 gün boyunca online olarak sürecek sempozyumda yurtiçinden ve yurtdışından 35 tebliğci sunum yapacak.