
Zeynep Gökçen ARSLAN ADIGÜZEL
Aile Danışmanı
İnsan doğası gereği diğer insanların da farklı görüş ve önerilerine ihtiyaç duyan bir varlıktır. Ne kadar bilgili ve tecrübeli olursa olsun kişinin tek başına her şeyi başarabilmesi veya her konuda doğru kararı alabilmesi mümkün değildir. Bu sebeple bir konu hakkında ilim ve ihtisas sahibi kimseler ile karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak en güzel, en doğru kararı ortaya çıkarmaya gayret eder. Bunun adı da istişaredir.
İstişare ile ortaya çıkan kararlar tıpkı arı kovanındaki bala benzer. Nasıl ki arılar çeşit çeşit çiçeklerden şifa deposu polenleri toplayarak bal ortaya çıkarırlarsa işte kolektif akılla alınan kararlar da bizim için bal gibi son derece değerli ve önemlidir. İstişare, insan hayatında önemli kazanımlar elde edilmesini sağlayan bir husustur. İnsanoğlu alçakgönüllü olmayı istişare ile öğrenir ve benimser. Kişinin şahsına ve fikirlerine verilen önemi göstererek insan ilişkilerinde değeri, saygıyı pekiştirir. İnsanların arasındaki tüm ilişkilerde (iş, aile, ebeveynlik vb.) muhabbet, sevgi, barış, yardımlaşma, birliktelik ve aitlik duygusunu pekiştirir.
Dengeli bir iç dünya, sağlıklı bir ailenin formülü ve toplumların şifasını son peygamber olarak Efendimiz (s.a.s.) veriyor aslında. Bunu duyabilmek, görebilmek ve hayat felsefesi edinebilmek nasip olsun bizlere. Peygamber Efendimiz her konuda eşleriyle çocuklarıyla ilim irfan sahibi dostlarıyla istişarede bulunurdu. Onun hayatında istişare ile ilgili sayısız örnek vardır. Bunlardan aile hayatıyla ilgili olan birkaç örneğe yer verelim. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ihtilaf durumunda ya da bir sorun karşısında aile fertleriyle istişare etmiş, sabırla onları dinlemiş ve onların fikirleriyle de sorunları çözüm yollarına kavuşturmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ilk vahiy aldığında korkmuş, endişe ile hemen Hz.Hatice’nin (r.a.) yanına gelerek başından geçenleri ona anlatmıştı. “Kendimden korktum.” demişti ona. Hz. Hatice de eşini “Öyle deme. Allah’a yemin ederim ki Allah hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabayı gözetirsin; muhtaç olanların bakımını üstlenirsin; aç ve açıkta olanı koruyup kollarsın; misafire ikram edersin ve musibete maruz kalanlara yardım edersin.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1) sözleriyle teselli etmişti. Bu örnekte bir eşin zor zamanda desteğinin ne kadar önemli ve değerli olduğunu görüyoruz.
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kızlarını evlendirirken hem Hz. Hatice’yle (r.a.) hem de kızlarıyla istişarelerde bulunmuştur. Farklı bir istişare örneği olarak Hz. Aişe’ye iftira atıldığında Zeyneb bint Cahş ile istişaresini ekleyebiliriz.
Bu vb. sayısız örnek Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) aile hayatında çoktur. Ve bu örneklerde, Efendimiz’in (s.a.s.) istişarede cinsiyete değil aklıselim olmaya önem verdiğini de görmüş oluyoruz.
Bizler hayatımızda kimlerle, neleri, ne sıklıklarla istişarede bulunuyoruz düşünmemiz gerekir ki eksikliklerimizi fark edip hayatımızda istişareye daha fazla yer verebilelim. Çünkü yukarıdaki satırlarda da gördüğümüz üzere istişare bir peygamber geleneği ve o kadar uzun süredir aktarılan bir nasihattır ki henüz kendi ile ilgili dahi sınırlı bilgiye sahip olan insanoğlunun ortak akıl ile daha yararlı bilgiye ve karara erişebileceğini anlamanın bir erdem olduğunu anlatır tekraren.
Ancak bizler her türlü bilgiye çok kolay bir şekilde erişebilir olmamızdan ve erişilen bilginin bir süzgecinin de bulunmamasından kaynaklı biraz da kendimizi koruma içgüdüsü ile tek başımıza kararlar almaya başladık. Bununla beraber görüyoruz ki istişare, bir süreci ve fikir alışverişini kapsayan dinamik bir süreç sunarken bizler hızlı ve benmerkezci kararlarımızın sancılı sonuçlarını yaşayabiliyoruz.
Elbette herkes kendi hayat deneyimlerini de yaşamalı kendi hayat tecrübelerini de oluşturmalıdır. Öte yandan bir başkasının hayat tecrübesi olası durumlara karşın, tedbirli olmamızı sağlayarak daha sağlıklı yaşamlar sürebilmemize katkı sağlar. Bunu “Akıl, akıldan üstündür.” şeklinde özetleyebiliriz.
Kimlerle İstişare Etmeliyiz?
İmam Gazali bu konuda şöyle bir nasihate bulunmuştur: 5 kişi ile istişare etmekten kaçının.
1.Cahil kimseler ile istişare etmeyiniz. Çünkü cahilin kendisine bile yeterli bilgisi, ilmi yoktur. Size aktaracağı şeyler, kendi varsayımlarıdır. Kendi dünyasında baktığı açıdan belki sizi kaygılandıracak, durduracak, belki de sizi yoktan yere olmak istemeyeceğiniz yarışların içerisinde bulunmanıza sebep olacaktır.
2.Cimri kimseler ile istişare etmeyiniz. Cimri kimseler kendilerinde var olan herhangi bir şeyi doğru ölçüde paylaşamayandır. İstişarenin ise temel kaidelerinden biri, doğru bilgiyi doğru ölçüde paylaşmak olduğu için cimri kimselerle bu durumdan kaçınmak gerekir.
3.Korkak kimseler ile istişare etmeyiniz. Korkak insan, fazlasıyla kaygılıdır. Ve bu kaygı tedbirden çok donakalmaya, harekete geçememeye, hayat akışında tıkanmışlığa ve korkaklığa sebep olabilmektedir. Bu sebeplerle korkak insanlarla istişare edilmemelidir. Çünkü korkaklar kaygılarıyla atılacak ya da atılması gereken adımların da durmasına sebep olabilirler. Kendi geçmiş örüntülerindeki olumsuz tecrübelerinden dolayı yeniliklere çok açık olmayabilirler. Hâliyle onlarla istişareye niyetlenen insanları da gereğinden fazla kaygılandırarak sağlıksız dinamiklere sebep olabilirler.
4.Tembel kimseler ile istişare etmeyiniz. Tembel insanlar, kendi hayatlarındaki sorumlulukları yeterince yerine getiremeyen kimselerdir. Sıklıkla sorumluluklarını erteleyen bu kimseler kendi hayatlarında aksiyon alamadıkları gibi ötekinin de alamamasına, sorumlulukları ertelemesine sebep olabilirler.
5.Ahmak kimseler ile istişare etmeyiniz. Aklını gerektiği biçimde kullanma yeteneği zayıf, belki zekası yeterli oranda gelişmemiş ya da hikmet sahibi olmayan kişilerdir. Herhangi bir meselede uzman, ilim sahibi olamayacağı için bu kimselerle de İmam Gazali istişare etmekten kaçınmamızı nasihat etmiştir. (İhyau’ Ulumi’d Din)
Modern dönemde kolay bilgiye ulaşabiliyoruz evet ama bu bilgi bize bir korkaktan mı yoksa bir ahmaktan ya da bir cahilden mi geldi bilemiyoruz. Kendi iç muhasebemizi oluşturarak, bir süzgecimizin olmasına gayret ederek yaşamımızda doğru kararlar alabilmek için ilim sahipleri ile sahih bilgilere erişmeye çalışmalıyız. İstişarenin mevcut kalitesinden faydalanabilmek için kendi istişare süzgecimizin de kaliteli olması gerekiyor ki her duyduğumuza kanmamalı, her verileni almamalıyız. Çünkü istişare, herkese her şeyi danışmak değildir, ehline bir konuyu danışmaktır. Her meselede olduğu gibi istişarenin de giriş, gelişme ve sonucu vardır. Giriş kısmı; bizler hangi konuda, neden, niçin istişare etmek istiyoruz? Önce kendimizde bunların cevabını bulmalıyız. Hangi konuda bir ötekine danışmak istediğimizi önce kendi içimizde muhasebe etmemiz gerekir. Bilmeliyiz ki insanın kendi iç muhasebesini yapabilmesi bir yetişkinlik göstergesidir ve çok önemlidir. Çünkü bazı kimseler aslında cevabından emin olduğu konularda mükemmeliyetçilik veya ötekinden onay almak, görülmek için istişareye başvurabiliyor ve maalesef kendi iç muhasebesini yapamayan her konuda ötekinin onayına ihtiyaç duymaya bağımlı bir psikolojinin gelişmesine sebep olabiliyor ki bundan yetişkin iradesi olan kimselerin kaçınmasında fayda vardır.
İki insanın, benden biz olma yolculuğu çok eşsiz bir yolculuktur. Her evlilik öyküsü tıpkı parmak izlerimiz kadar eşsiz ve benzersizdir. Bu sebepledir ki dünya üzerinde sayısız evlilik yorumu vardır. Bu benzersiz ilişki dinamiğinde aidiyet oluşmasını sağlayan genel bir kural vardır. O da eşlerin birbirleriyle ilişkileri hakkında istişare edebiliyor olması. Çünkü eşler arasında istişare edilmesi gereken konular başka yerlere hızla taşındığında evliliğin ne yazık ki mahremiyeti zedelenmiş oluyor.
Eşlerin iletişimini azaltan, aile içinde istişareden uzaklaştıran meselelerden biri, eşlerin sorunlarını, konuşmakta zorlanacakları konuları duymaya istekli olmama hâliyle âdeta bilinçdışında gizli bir anlaşma yapmış gibi susmaları, konuşmamalarıdır. Yolunda gitmeyeni dile getirmekten korkan ve bu konuda sözleşmiş gibi iyiyi oynayan eşler var. Ama hiçbir oyun sonsuza dek sürmüyor, eninde sonunda biri ilişkiyi sabote ediyor ve birikmiş, bastırılmış duygular, düşünceler kontrolsüz şekilde ilişkiyi zedeliyor. Bu yüzden eş ilişkisinde dikkatimizi soruna değil, ilişkiye vermemiz gerekiyor. Ancak bizler hız çağında yaşıyor ve zamanın gerçekten çok hızlı aktığına şahit oluyoruz. Ve bu çağda, sanki herkesin; eşlerin, ebeveynlerin, çocukların kendi içerisinde hep yoğun gündemleri oluyor ve genelde aile ilişkilerimizi yaşanan bu hızlı akışta fazlasıyla ihmal ediyoruz. Bu ihmali yaşarken bir çoğumuz da yapmamız gerektiği hâlde yapmadığımız ve yapmamamız gerektiği hâlde yaptığımız bir çok şey yaşıyoruz. Onun için bu konuda Kuran-ı Kerim’den bir ayetle yaşamlarımızı soluklandıralım isterim.
“Öyleyse bir işi bitirince diğerine koyul.” (İnşirâh, 94/7) diyor Allah Teâlâ. Bunu yaşamımızın her noktasında felsefe edinmeliyiz. Aslında aile hayatımızın üzerinden devam edecek olursak ailemizde eş ilişkimizi çoğunlukla pek çok meselenin ardında bırakıyoruz. Hâliyle işlerimiz bitmiyor ki eş iletişimimiz başlayabilsin. Eş ilişkisi boş zaman değerlendirme etkinliği değildir. Her aile kendi dinamiğine göre eşlerin birbirine ayırması gereken özel anları, ebeveynlik vazifelerine ayrılması gereken zamanı, geniş ailelere ayrılması gereken günleri planlanmalıdır. Bu planlamaları istişare eden ve hayatlarında bu kararların sorumluluğunu alan eşler, problemlerini biriktirmeyen, ilişkilerinde sağlıklı bağlar kuran, birbirlerine saygı ve sevgi duyguları pekişen, doyum sağladıkları ilişkilerin içinde olurlar.
Kaynak: Diyanet Aile Dergisi