Uluslararası Aile Fuarı Makaleler

Kökleri Sağlam Bir Aile İçin

By 15 Mayıs 2025No Comments
Bireyden Aileye, Aileden Topluma İyilik

Canan Cehri AKYOL
Diyanet İşleri Uzmanı

Aile, iki ayrı toprakta filizlenen ve büyüyen iki fidanın kadın ve erkeğin, birlikte olgunlaşarak huzur bulup huzur veren kocaman bir gölge inşa etmesidir. İki ayrı toprağın, suyun ve havanın meyvesi olan, bambaşka iki dünyayı bir kılarak zenginleşen bir kadın ve erkeğin kurduğu yuvadır. Aileyi kurmak çoğunlukla kolayken ayakta tutmak, emek ve fedakârlık isteyen uzun soluklu bir yolculuktur. Bu yolculuğun, Yüce Rabb’imizin buyurduğu gibi aile fertlerine saadet ve huzur veren (Rûm, 30/21) bir süreç olması da şu üç ilkenin hayata geçirilmesine bağlıdır: Kadın ve erkeğin birbirlerinin sorumluluklarını paylaşmaları, hayatın her imtihanında birbirlerine destek olmaları ve birbirlerinin gündemini takip etmeleri… Bu durumun en güzel örneğine de Resûlullah ile Ümmü Seleme’nin evliliğinde şahit oluruz. Aile fertlerine karşı davranışları ümmetine pusula olan Resûlullah… Fedakârlıkla yoğrulmuş cesur duruşuyla, keskin zekâsı, anlayış ve kabiliyeti ile ona yol arkadaşlığı yapan Ümmü Seleme…

Kabilesi Mahzûmoğullarının, İslam’a davetinde kilit rolü oynayan, İslam tarihinin hayırlara öncü, nesillere örnek ismi Ümmü Seleme, ilk evliliğini Ebû Seleme ile gerçekleştirir. Bu yuvada Seleme, Ömer, Dürre ve Zeynep dünyaya gelir. (İbn Sad, Tabakât, 10/45-46) Ümmü Seleme, eşi Ebû Seleme Uhud Gazvesi’nde aldığı yara nedeniyle vefat edince üzüntüden günlerce ağlar. Gönlünün şifa bulması için Peygamberimizden öğrendiği, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz. Allah’ım! Musibetimin ecrini bana ver, bana kaybettiğimden daha hayırlısını ver!” (Müslim, Cenâiz, 3) duasını okur. Ama “Ebû Seleme’den daha hayırlısı kim olabilir ki?” diye düşünmekten kendini alamaz. (Muvatta’, Cenâiz, 14) Pek çok evlenme teklifi alsa da hiçbirini kabul etmez. Bir süre sonra Resûlullah, Ümmü Seleme’ye evlenme teklifini iletir. Hz. Peygamber’in bu teklifinde hem cefakâr bir dul hanımın ve evlatlarının korunmaya muhtaç olması hem de Mahzûmoğullarının İslam’a ısınmasını sağlama isteği etkili olmuştur. Bu teklif Ümmü Seleme için çok kıymetli olsa da ilk başta kabul edemez. Yaşlı ve kıskanç bir kadın olduğunu, çok sayıda çocuğu bulunduğunu Hz. Peygamber’e iletir. Hz. Peygamber de Ümmü Seleme’ye kendisinin daha yaşlı olduğunu, kıskançlığını gidermesi için Allah’a dua edeceğini, çocuklarına da sahip çıkacağını söyler. Böylece bereketli bir ailenin temelleri atılır. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 27-28; Müslim, Cenâiz, 3, 4)

En kritik dönemeçlerde birbirini dinleyip anlamanın eşler arasında kuvvetli bağlar oluşturduğunu, birbirine maddi-manevi destek olmanın da bu bağları güçlendirdiğini Ümmü Seleme’nin Hudeybiye’deki tavrından öğreniriz. Zira bu süreçte yaşanan bir kriz anında Ümmü Seleme, tarihe kayıt düşecek güzel bir örnek sergilemiştir. Sevgili Peygamberimizi dikkatli bir şekilde dinlemiş, olayların sebebini selim bir akılla analiz etmiş ve hikmetli tavsiyesiyle krizin çözülmesine katkı sağlamıştır. Şöyle ki hicretten altı yıl sonra Müslümanlar, Kâbe’yi ve Mekke’yi ziyaret etmek için yola çıkarlar. Umre niyetiyle ihramlarını giyip yanlarına kurbanlarını alırlar. Bu yolculukta Ümmü Seleme de Peygamberimize eşlik eder. Hudeybiye mevkisinde konaklamaya karar verirler. Durumdan rahatsız olan Mekkeliler, Müslümanların üzerine askerî birlik gönderirler. Peygamberimiz ilk görüşmeden sonra Hz. Osman’ı Kureyş’e elçi olarak gönderir. Sadece Kâbe’yi ziyaret etmek ve umre yapmak niyetinde olduklarını söylemesini ister. Ancak Mekkeliler Hz. Osman’ı hapsederler. Bu durum, Müslümanlara Hz. Osman’ın öldürüldüğü şeklinde ulaşınca Peygamberimiz müşriklerle savaşmak üzere ashabından biat alır. Müslümanların birlik ve beraberliğinden gözleri korkan müşrikler ise Hz. Osman’ı serbest bırakırlar. Ardından barış niyetiyle Peygamberimize bir heyet gönderirler. Müzakerenin ardından Hudeybiye Barış Antlaşması imzalanır. Ancak antlaşma maddeleri, Müslümanları hayal kırıklığına uğratır. Çünkü antlaşmaya eklenen pek çok ağır şart, Müslümanların aleyhine gibi görünmektedir. Ancak Allah’ın onları ziyana uğratmayacağına güvenen Hz. Peygamber, sahabeden kurbanlarını kesmelerini, tıraş olarak ihramdan çıkmalarını ister. Hz. Peygamber, emrini üç kez tekrar eder. Ancak sahabe üzüntüden Hz. Peygamber’in emrini yerine getiremez. Onları bu hâlde görmekten büyük üzüntü duyan Peygamberimiz, olanları Ümmü Seleme’ye anlatır. O da bu kritik süreçte Peygamberimize destek olup onu sakinleştirir. Bu sürecin güzelce aşılması için şu öneriyi sunar: Peygamberimize, kurbanını kesip tıraş olmasını, bunu gören ashabın da aynısını yapacağını söyler. Onun isabetli tavsiyesiyle kriz aşılır. Ashap, Peygamberimizin kurban kesip traş olduğunu görünce onun yaptıklarını hemen uygular. Ümmü Seleme, bu olaydaki tutumuyla kritik dönemeçlerde eşlerin birbirine desteğinin ne güzel bereketlere vesile olacağını gösterir.

Aile ocağını ayakta tutabilmek; dünya hayatının tüm iniş-çıkışlarında “bir” olmaya, madden ve manen beraber olmaya bağlıdır. Tıpkı hanenin içinde ve dışında Hz. Peygamber ile tek yürek olan Ümmü Seleme annemiz gibi… Zira Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’in hayatının tüm yoğunluk ve sıkıntılarına şahitlik etmiş, birlikte seyahat etmiş, gazvelere katılmıştır. Tebliğ ve davet sürecindeki sıkıntıları Peygamberimizle birlikte göğüslemiş, onun gündeminden uzak kalmamıştır. Hudeybiye Seferi, Benî Mustalik Gazvesi, Hayber Kuşatması, Mekke’nin Fethi gibi pek çok sefere katılmıştır. (Nihal Şahin Utku, Ümmü Seleme, DİB Yay. s.69) Savaş cephesinde yaşanabilecek her çeşit zorluk ve tehlikeye cesaretle göğüs germiştir. Hz. Peygamber’in İslam’a davette karşılaştığı zorlukları onunla birlikte yaşamış, kabilesi Mahzumoğullarından pek çok kişinin Müslüman olmasına vesile olmuştur. Ümmü Seleme’nin Hz. Peygamber’in hayatına olan şahitliğinin en önemli işaretlerinden biri de rivayet ettiği 378 hadistir. (DİA, “Ümmü Seleme”, 42/328-330) Ümmü Seleme’nin ilgi ve alakası, Hz. Peygamber’le kurdukları mübarek hanedeki bu paylaşım örneği tarihe âdeta şu kaydı düşer: Ailenin iki dinamiği olan kadın ve erkek birbirlerinin hayat serüvenine, yolu beraber adımlayacak kadar şahit ve ortak olmalıdır. Aksi bir tablo yani kadın ve erkeğin ayrı dünyalarda yaşadığı, ayrı gündemleri tek başına başlatıp bitirdiği bir sürecin sonucu, birbirinden uzaklaşma, kopma ve savrulmadır. Yıllarca ortak bir hanede biz olamamak, birbirinin gönlüne şahit olamamak aileyi yıkan en acı tecrübelerden biri değil midir?

Ümmü Seleme ve Peygamberimizin saadetli hanesinde şahit olduğumuz iletişim dili sevgi, merhamet ve adalet ekseninde dönen bir aile, hem aile fertlerine hem de çevresine bereket vesilesi olur. Tıpkı Ömer b. Ebî Seleme gibi… Bir yetim olarak büyük zorluklarla başlayan hayatı, Resûlullah’ın saadet hanesinin bir parçası olmasıyla ondan büyük bir sevgi ve alaka görmesiyle değişmiştir. Resûlullah’ın terbiyesinde yetişmiş, onun (s.a.s.) ahlakına şahit olmuştur. Mesela yemek yerken elini tabağın her tarafında gezdiren Ömer’e Resûllulah, “Yavrum, besmele çek, sağ elinle ve önünden ye!” (Buhari, Et’ıme, 2) sözleriyle yemek adabını öğretmiştir. Ömer b. Ebî Seleme, yaşı küçük olsa da bu mübarek aileye şahitliğiyle namaz, yeme-içme, oruç ve aile hayatı gibi konularda hadis rivayet ederek ümmete bereket vesilesi olmuştur. Yine Ümmü Seleme’nin Hz. Peygamber’le evlendiği sırada henüz bebek olan Zeynep, bu mübarek hanenin ocağında pişerek ilim sahibi önemli bir kadın sahabi olmuş, tarih sahnesine anlamlı ve güzel bir örnek bırakmıştır. Öyleyse aileyi ayakta tutan esaslara hassasiyet göstermek ve her bir hane ferdinin temennisini en güzel şekilde ifade eden şu ayeti bol bol zikretmek gerek: “Ey Rabb’imiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” (Furkân, 25/74)

Kaynak: Diyanet Aile Dergisi